Kansızlık, tıbbi adıyla anemi, kandaki kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarlar) veya hemoglobinin normalin altına düşmesi sonucu dokulara yeterli oksijen taşınamaması durumudur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insanı etkileyen bu yaygın sağlık sorunu, altında yatan nedene göre farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır. Uzmanlar, kansızlık türünün doğru belirlenmesinin tedavinin başarısı için kritik önem taşıdığını vurgulamaktadır.
Kansızlık çeşitleri, temel olarak üç farklı yaklaşımla sınıflandırılır: alyuvar büyüklüğüne göre (morfolojik sınıflama), oluşum nedenine göre (etiyolojik sınıflama) ve şiddet derecesine göre.
Alyuvar Büyüklüğüne Göre Kansızlık Çeşitleri
Bu sınıflama, MCV (Mean Corpuscular Volume) yani alyuvar ortalama hacmi ölçümüne dayanır. Kan tahlilinde MCV değeri, kansızlığın hangi tür olduğu konusunda ilk ve en önemli ipucunu verir.
Mikrositer Kansızlık (Alyuvarlar Küçük)
Alyuvarların normalden küçük olduğu bu durumda MCV değeri 80 fL'nin altında seyreder. Genellikle hemoglobin sentezindeki bozukluklardan kaynaklanır.
Demir eksikliği anemisi, kansızlık türleri arasında en sık görülenidir. Vücutta yeterli demir olmadığında hemoglobin üretimi azalır. Kadınlarda aşırı adet kanaması, gebelik, yetersiz beslenme veya gizli kanamalar (ülser, kolon kanseri gibi) nedeniyle oluşabilir. Bu durumda ferritin düzeyi belirgin şekilde düşer ve demir tedavisi ile düzelir.
Talasemi, Akdeniz anemisi olarak da bilinen genetik geçişli bir hemoglobin sentez bozukluğudur. Alfa ve beta talasemi olarak iki ana tipe ayrılır. Taşıyıcılarda hafif, her iki ebeveynden de gen alanlarda ise ağır seyreder. Talasemi taşıyıcılarında demir depoları genellikle normal veya yüksektir; bu nedenle demir eksikliği ile karıştırılmaması büyük önem taşır.
Anemi of kronik hastalık da mikrositer tablo oluşturabilir. Kronik enfeksiyonlar, romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklar veya kanser gibi durumlarda, vücuttaki inflamasyon demir kullanımını bozarak kansızlığa yol açar.
Mikrositer anemilerin ayırıcı tanısında ferritin, demir bağlama kapasitesi ve transferrin satürasyonu gibi testler kritik önem taşır. Demir eksikliğinde ferritin düşük, talasemide ise genellikle normal veya yüksek seyreder.
Normositer Kansızlık (Alyuvarlar Normal Büyüklükte)
Alyuvarların normal büyüklükte (MCV 80-100 fL) ancak sayılarının azaldığı bu kansızlık türü, geniş bir neden yelpazesine sahiptir.
Akut kan kaybı, travma, cerrahi veya gastrointestinal kanama gibi durumlarda hızlı kan kaybı sonucu gelişir. Kanama kontrol altına alındıktan sonra vücudun telafi mekanizmaları devreye girer.
Hemolitik anemiler, alyuvarların erken yıkımı sonucu oluşur. Vücut, yıkım hızını telafi edemez hale geldiğinde kansızlık ortaya çıkar. Hemolitik anemiler kendi içinde kalıtsal ve edinsel olarak ikiye ayrılır. Kalıtsal olanlar arasında orak hücreli anemi, herediter sferositoz ve G6PD eksikliği bulunur. Edinsel olanlar arasında ise otoimmün hemolitik anemi ve mikroanjiopatik hemolitik anemiler yer alır.
Böbrek yetmezliği de normositer kansızlığa neden olur. Böbrekler, alyuvar üretimini uyaran eritropoietin (EPO) hormonunu üretir. Kronik böbrek hastalığında EPO üretimi azalır ve kansızlık gelişir. Güncel kılavuzlara göre, kronik böbrek hastalığında kansızlık yönetimi, demir tedavisi ve eritropoietin uyarıcı ajanların kullanımını içeren kapsamlı bir yaklaşım gerektirmektedir.
Kemik iliği yetmezliği, aplastik anemi veya miyelodisplastik sendrom gibi durumlarda kemik iliği yeterli alyuvar üretemediğinde ortaya çıkar.
Makrositer Kansızlık (Alyuvarlar Büyük)
Alyuvarların normalden büyük olduğu (MCV > 100 fL) bu kansızlık türü, genellikle DNA sentezindeki bozukluklarla ilişkilidir.
B12 vitamini eksikliği, pernisiyöz anemi olarak da bilinen bu durumda, B12 vitamininin emilememesi (genellikle otoimmün gastrit nedeniyle) sonucu megaloblastik anemi gelişir. Bu tür kansızlıkta nörolojik bulgular da ortaya çıkabilir. Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, denge bozukluğu ve yürüme güçlüğü gibi belirtiler, B12 eksikliğinin ayırt edici özelliklerindendir. Tedavide kas içi B12 enjeksiyonları kullanılır.
Folat (B9 vitamini) eksikliği de makrositer kansızlığa yol açar. Gebelik, alkolizm, yetersiz beslenme veya bazı ilaçlar (metotreksat gibi) folat eksikliğine neden olabilir. Nörolojik bulgular B12 eksikliğinden farklı olarak görülmez. Tedavide oral folat takviyesi yeterlidir.
Alkolizm, folat emilimini bozar ve kemik iliğine doğrudan toksik etki yaptığı için makrositer kansızlığa sıkça yol açar.
Miyelodisplastik sendrom, kemik iliğinde kan hücresi üretiminin bozulduğu bir grup hastalıktır ve özellikle ileri yaşta görülür. Makrositer kansızlık bu hastalığın ilk bulgusu olabilir.
Hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) da makrositer kansızlığa neden olabilir ve tiroid hormon tedavisi ile düzelir.
Oluşum Nedenine Göre Kansızlık Çeşitleri
Kansızlık, oluşum mekanizmasına göre üç ana başlıkta incelenir. Bu sınıflama, tedavi yaklaşımını doğrudan belirler.
Üretim Bozukluğuna Bağlı Anemiler
Kemik iliğinin yeterli sayıda sağlıklı alyuvar üretemediği durumlardır. Bu grupta demir eksikliği anemisi, B12 ve folat eksikliği anemileri, kemik iliği yetmezlikleri (aplastik anemi, miyelodisplastik sendrom, lösemiler), kronik böbrek hastalığına bağlı anemi ve kronik hastalık anemisi yer alır.
Bu tür kansızlıklarda retikülosit (genç alyuvar) sayısı düşük veya normalin altında seyreder. Tedavi, altta yatan üretim bozukluğunun nedenine yöneliktir.
Yıkım Artışına Bağlı Anemiler (Hemolitik Anemiler)
Alyuvarların normalden erken yıkıma uğradığı bu kansızlık türünde, vücut yıkım hızını karşılayamaz hale gelir. Kalıtsal ve edinsel olarak iki ana gruba ayrılır.
Kalıtsal hemolitik anemiler arasında orak hücreli anemi öne çıkar. Hemoglobin S olarak adlandırılan anormal hemoglobin nedeniyle alyuvarlar orak şeklini alır, damarları tıkar ve erken yıkılır. Herediter sferositozda ise alyuvarlar küre şeklini alır ve dalakta erken yıkılır. G6PD eksikliğinde, bakla tüketimi veya bazı ilaçlar sonrası oksidatif stresle karşılaşıldığında ani hemoliz gelişir.
Edinsel hemolitik anemiler arasında otoimmün hemolitik anemi en sık görülenlerdendir. Bağışıklık sistemi kendi alyuvarlarına saldırdığında ortaya çıkar. Mikroanjiopatik hemolitik anemiler ise trombotik trombositopenik purpura (TTP), hemolitik üremik sendrom (HÜS) gibi durumlarda küçük damarlarda oluşan pıhtıların alyuvarları parçalaması sonucu gelişir.
Hemolitik anemilerde retikülosit sayısı yüksektir (kemik iliği kaybı telafi etmeye çalışır), indirekt bilirubin yükselir ve laktat dehidrogenaz (LDH) artar.
Kan Kaybına Bağlı Anemiler
Vücuttan kanın uzaklaştığı durumlardır. Akut kanama travma, cerrahi, gastrointestinal kanama (ülser, varis, divertikül) veya ektopik gebelik rüptürü gibi acil durumlarda ortaya çıkar. Kronik kanama ise aşırı adet kanaması (menoraji), hemoroid veya gastrointestinal sistemdeki yavaş seyirli kanamalar (kolon polipleri, kanser, gastrit) nedeniyle gelişir.
Kronik kanamalarda zamanla demir depoları tükendiği için demir eksikliği anemisi tablosu eklenir.
Şiddet Derecesine Göre Kansızlık Sınıflaması
Kansızlığın şiddeti, hemoglobin düzeyine göre WHO kriterleriyle sınıflandırılır. Bu sınıflama, özellikle tedavi yaklaşımını (transfüzyon kararı gibi) belirlemede kritik önem taşır.
Hafif anemide hemoglobin değeri kadınlarda 110-119 g/L, erkeklerde 110-129 g/L aralığındadır. Genellikle belirtiler hafiftir ve altta yatan neden tedavi edildiğinde düzelir.
Orta anemide hemoglobin değeri 80-109 g/L aralığındadır. Yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı gibi belirtiler belirgin hale gelir.
Ağır anemide hemoglobin değeri 80 g/L'nin altındadır. Bu durumda kalp atış hızı artar, nefes darlığı istirahatte bile ortaya çıkabilir. Klinik kılavuzlara göre, hemodinamik olarak stabil hastalarda kan transfüzyonu eşiği genellikle 70 g/L olarak belirlenmiştir.
Özel Durumlarda Kansızlık
Kronik böbrek hastalığı olan bireylerde kansızlık, eritropoietin eksikliği, demir eksikliği ve inflamasyon gibi çok faktörlü bir mekanizmayla gelişir. Güncel kılavuzlara göre, bu hastalarda kansızlık tanısı için tam kan sayımı, retikülosit, ferritin ve transferrin satürasyonu (TSAT) bakılmalıdır. Eritropoez uyarıcı ajan tedavisinde hedef hemoglobin düzeyi 115 g/L'nin altı olarak belirlenmiştir.
Gebelikte plazma hacminin artmasına bağlı olarak hemoglobin konsantrasyonu fizyolojik olarak düşer. WHO kriterlerine göre gebelikte anemi sınırı 110 g/L olarak kabul edilir. Demir ve folat ihtiyacı arttığı için özellikle demir eksikliği anemisi ve folat eksikliği anemisi sık görülür.
Kansızlık Tanısında Hangi Testler Yapılır?
Kansızlık türünün belirlenmesinde aşağıdaki testler kullanılır:
Tam kan sayımı ile hemoglobin, hematokrit, MCV, MCH, MCHC ve RDW değerleri ölçülür. Retikülosit sayımı kemik iliğinin yanıtını gösterir. Demir parametreleri (serum demiri, ferritin, total demir bağlama kapasitesi, transferrin satürasyonu) demir eksikliği ile kronik hastalık anemisi ayrımında kullanılır. B12 ve folat düzeyleri makrositer anemide bakılır. Periferik yayma ile alyuvar morfolojisi değerlendirilir. Coombs testi ise hemolitik anemi düşünüldüğünde yapılır.
Kansızlık çeşitleri, alyuvarların büyüklüğüne, oluşum nedenine ve şiddet derecesine göre sınıflandırılır. Mikrositer, normositer ve makrositer ayrımı, MCV değeri ile yapılır ve tanıda ilk basamağı oluşturur. Üretim bozukluğu, yıkım artışı ve kan kaybı ayrımı ise tedavi yaklaşımını belirler.
Uzmanlar, kansızlık türünün doğru belirlenmesi için mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yanlış tanı ile yapılan tedaviler (örneğin talasemi taşıyıcısına demir tedavisi verilmesi) ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kansızlık şikayeti olan bireylerin, kendi kendine demir veya vitamin takviyesi kullanmadan önce mutlaka tam kan sayımı yaptırması ve sonuçları bir uzmanla değerlendirmesi önerilmektedir.
Kansızlık, tıbbi adıyla anemi, kandaki kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarlar) veya hemoglobinin normalin altına düşmesi sonucu dokulara yeterli oksijen taşınamaması durumudur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insanı etkileyen bu yaygın sağlık sorunu, altında yatan nedene göre farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır. Uzmanlar, kansızlık türünün doğru belirlenmesinin tedavinin başarısı için kritik önem taşıdığını vurgulamaktadır.Kansızlık çeşitleri, temel olarak üç farklı yaklaşımla sınıflandırılır: alyuvar büyüklüğüne göre (morfolojik sınıflama), oluşum nedenine göre (etiyolojik sınıflama) ve şiddet derecesine göre.Alyuvar Büyüklüğüne Göre Kansızlık ÇeşitleriBu sınıflama, MCV (Mean Corpuscular Volume) yani alyuvar ortalama hacmi ölçümüne dayanır. Kan tahlilinde MCV değeri, kansızlığın hangi tür olduğu konusunda ilk ve en önemli ipucunu verir.Mikrositer Kansızlık (Alyuvarlar Küçük)Alyuvarların normalden küçük olduğu bu durumda MCV değeri 80 fL'nin altında seyreder. Genellikle hemoglobin sentezindeki bozukluklardan kaynaklanır.Demir eksikliği anemisi, kansızlık türleri arasında en sık görülenidir. Vücutta yeterli demir olmadığında hemoglobin üretimi azalır. Kadınlarda aşırı adet kanaması, gebelik, yetersiz beslenme veya gizli kanamalar (ülser, kolon kanseri gibi) nedeniyle oluşabilir. Bu durumda ferritin düzeyi belirgin şekilde düşer ve demir tedavisi ile düzelir.Talasemi, Akdeniz anemisi olarak da bilinen genetik geçişli bir hemoglobin sentez bozukluğudur. Alfa ve beta talasemi olarak iki ana tipe ayrılır. Taşıyıcılarda hafif, her iki ebeveynden de gen alanlarda ise ağır seyreder. Talasemi taşıyıcılarında demir depoları genellikle normal veya yüksektir; bu nedenle demir eksikliği ile karıştırılmaması büyük önem taşır.Anemi of kronik hastalık da mikrositer tablo oluşturabilir. Kronik enfeksiyonlar, romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklar veya kanser gibi durumlarda, vücuttaki inflamasyon demir kullanımını bozarak kansızlığa yol açar.Mikrositer anemilerin ayırıcı tanısında ferritin, demir bağlama kapasitesi ve transferrin satürasyonu gibi testler kritik önem taşır. Demir eksikliğinde ferritin düşük, talasemide ise genellikle normal veya yüksek seyreder.Normositer Kansızlık (Alyuvarlar Normal Büyüklükte)Alyuvarların normal büyüklükte (MCV 80-100 fL) ancak sayılarının azaldığı bu kansızlık türü, geniş bir neden yelpazesine sahiptir.Akut kan kaybı, travma, cerrahi veya gastrointestinal kanama gibi durumlarda hızlı kan kaybı sonucu gelişir. Kanama kontrol altına alındıktan sonra vücudun telafi mekanizmaları devreye girer.Hemolitik anemiler, alyuvarların erken yıkımı sonucu oluşur. Vücut, yıkım hızını telafi edemez hale geldiğinde kansızlık ortaya çıkar. Hemolitik anemiler kendi içinde kalıtsal ve edinsel olarak ikiye ayrılır. Kalıtsal olanlar arasında orak hücreli anemi, herediter sferositoz ve G6PD eksikliği bulunur. Edinsel olanlar arasında ise otoimmün hemolitik anemi ve mikroanjiopatik hemolitik anemiler yer alır.Böbrek yetmezliği de normositer kansızlığa neden olur. Böbrekler, alyuvar üretimini uyaran eritropoietin (EPO) hormonunu üretir. Kronik böbrek hastalığında EPO üretimi azalır ve kansızlık gelişir. Güncel kılavuzlara göre, kronik böbrek hastalığında kansızlık yönetimi, demir tedavisi ve eritropoietin uyarıcı ajanların kullanımını içeren kapsamlı bir yaklaşım gerektirmektedir.Kemik iliği yetmezliği, aplastik anemi veya miyelodisplastik sendrom gibi durumlarda kemik iliği yeterli alyuvar üretemediğinde ortaya çıkar.Makrositer Kansızlık (Alyuvarlar Büyük)Alyuvarların normalden büyük olduğu (MCV > 100 fL) bu kansızlık türü, genellikle DNA sentezindeki bozukluklarla ilişkilidir.B12 vitamini eksikliği, pernisiyöz anemi olarak da bilinen bu durumda, B12 vitamininin emilememesi (genellikle otoimmün gastrit nedeniyle) sonucu megaloblastik anemi gelişir. Bu tür kansızlıkta nörolojik bulgular da ortaya çıkabilir. Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, denge bozukluğu ve yürüme güçlüğü gibi belirtiler, B12 eksikliğinin ayırt edici özelliklerindendir. Tedavide kas içi B12 enjeksiyonları kullanılır.Folat (B9 vitamini) eksikliği de makrositer kansızlığa yol açar. Gebelik, alkolizm, yetersiz beslenme veya bazı ilaçlar (metotreksat gibi) folat eksikliğine neden olabilir. Nörolojik bulgular B12 eksikliğinden farklı olarak görülmez. Tedavide oral folat takviyesi yeterlidir.Alkolizm, folat emilimini bozar ve kemik iliğine doğrudan toksik etki yaptığı için makrositer kansızlığa sıkça yol açar.Miyelodisplastik sendrom, kemik iliğinde kan hücresi üretiminin bozulduğu bir grup hastalıktır ve özellikle ileri yaşta görülür. Makrositer kansızlık bu hastalığın ilk bulgusu olabilir.Hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) da makrositer kansızlığa neden olabilir ve tiroid hormon tedavisi ile düzelir.Oluşum Nedenine Göre Kansızlık ÇeşitleriKansızlık, oluşum mekanizmasına göre üç ana başlıkta incelenir. Bu sınıflama, tedavi yaklaşımını doğrudan belirler.Üretim Bozukluğuna Bağlı AnemilerKemik iliğinin yeterli sayıda sağlıklı alyuvar üretemediği durumlardır. Bu grupta demir eksikliği anemisi, B12 ve folat eksikliği anemileri, kemik iliği yetmezlikleri (aplastik anemi, miyelodisplastik sendrom, lösemiler), kronik böbrek hastalığına bağlı anemi ve kronik hastalık anemisi yer alır.Bu tür kansızlıklarda retikülosit (genç alyuvar) sayısı düşük veya normalin altında seyreder. Tedavi, altta yatan üretim bozukluğunun nedenine yöneliktir.Yıkım Artışına Bağlı Anemiler (Hemolitik Anemiler)Alyuvarların normalden erken yıkıma uğradığı bu kansızlık türünde, vücut yıkım hızını karşılayamaz hale gelir. Kalıtsal ve edinsel olarak iki ana gruba ayrılır.Kalıtsal hemolitik anemiler arasında orak hücreli anemi öne çıkar. Hemoglobin S olarak adlandırılan anormal hemoglobin nedeniyle alyuvarlar orak şeklini alır, damarları tıkar ve erken yıkılır. Herediter sferositozda ise alyuvarlar küre şeklini alır ve dalakta erken yıkılır. G6PD eksikliğinde, bakla tüketimi veya bazı ilaçlar sonrası oksidatif stresle karşılaşıldığında ani hemoliz gelişir.Edinsel hemolitik anemiler arasında otoimmün hemolitik anemi en sık görülenlerdendir. Bağışıklık sistemi kendi alyuvarlarına saldırdığında ortaya çıkar. Mikroanjiopatik hemolitik anemiler ise trombotik trombositopenik purpura (TTP), hemolitik üremik sendrom (HÜS) gibi durumlarda küçük damarlarda oluşan pıhtıların alyuvarları parçalaması sonucu gelişir.Hemolitik anemilerde retikülosit sayısı yüksektir (kemik iliği kaybı telafi etmeye çalışır), indirekt bilirubin yükselir ve laktat dehidrogenaz (LDH) artar.Kan Kaybına Bağlı AnemilerVücuttan kanın uzaklaştığı durumlardır. Akut kanama travma, cerrahi, gastrointestinal kanama (ülser, varis, divertikül) veya ektopik gebelik rüptürü gibi acil durumlarda ortaya çıkar. Kronik kanama ise aşırı adet kanaması (menoraji), hemoroid veya gastrointestinal sistemdeki yavaş seyirli kanamalar (kolon polipleri, kanser, gastrit) nedeniyle gelişir.Kronik kanamalarda zamanla demir depoları tükendiği için demir eksikliği anemisi tablosu eklenir.Şiddet Derecesine Göre Kansızlık SınıflamasıKansızlığın şiddeti, hemoglobin düzeyine göre WHO kriterleriyle sınıflandırılır. Bu sınıflama, özellikle tedavi yaklaşımını (transfüzyon kararı gibi) belirlemede kritik önem taşır.Hafif anemide hemoglobin değeri kadınlarda 110-119 g/L, erkeklerde 110-129 g/L aralığındadır. Genellikle belirtiler hafiftir ve altta yatan neden tedavi edildiğinde düzelir.Orta anemide hemoglobin değeri 80-109 g/L aralığındadır. Yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı gibi belirtiler belirgin hale gelir.Ağır anemide hemoglobin değeri 80 g/L'nin altındadır. Bu durumda kalp atış hızı artar, nefes darlığı istirahatte bile ortaya çıkabilir. Klinik kılavuzlara göre, hemodinamik olarak stabil hastalarda kan transfüzyonu eşiği genellikle 70 g/L olarak belirlenmiştir.Özel Durumlarda KansızlıkKronik böbrek hastalığı olan bireylerde kansızlık, eritropoietin eksikliği, demir eksikliği ve inflamasyon gibi çok faktörlü bir mekanizmayla gelişir. Güncel kılavuzlara göre, bu hastalarda kansızlık tanısı için tam kan sayımı, retikülosit, ferritin ve transferrin satürasyonu (TSAT) bakılmalıdır. Eritropoez uyarıcı ajan tedavisinde hedef hemoglobin düzeyi 115 g/L'nin altı olarak belirlenmiştir.Gebelikte plazma hacminin artmasına bağlı olarak hemoglobin konsantrasyonu fizyolojik olarak düşer. WHO kriterlerine göre gebelikte anemi sınırı 110 g/L olarak kabul edilir. Demir ve folat ihtiyacı arttığı için özellikle demir eksikliği anemisi ve folat eksikliği anemisi sık görülür.Kansızlık Tanısında Hangi Testler Yapılır?Kansızlık türünün belirlenmesinde aşağıdaki testler kullanılır:Tam kan sayımı ile hemoglobin, hematokrit, MCV, MCH, MCHC ve RDW değerleri ölçülür. Retikülosit sayımı kemik iliğinin yanıtını gösterir. Demir parametreleri (serum demiri, ferritin, total demir bağlama kapasitesi, transferrin satürasyonu) demir eksikliği ile kronik hastalık anemisi ayrımında kullanılır. B12 ve folat düzeyleri makrositer anemide bakılır. Periferik yayma ile alyuvar morfolojisi değerlendirilir. Coombs testi ise hemolitik anemi düşünüldüğünde yapılır.Kansızlık çeşitleri, alyuvarların büyüklüğüne, oluşum nedenine ve şiddet derecesine göre sınıflandırılır. Mikrositer, normositer ve makrositer ayrımı, MCV değeri ile yapılır ve tanıda ilk basamağı oluşturur. Üretim bozukluğu, yıkım artışı ve kan kaybı ayrımı ise tedavi yaklaşımını belirler.Uzmanlar, kansızlık türünün doğru belirlenmesi için mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yanlış tanı ile yapılan tedaviler (örneğin talasemi taşıyıcısına demir tedavisi verilmesi) ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kansızlık şikayeti olan bireylerin, kendi kendine demir veya vitamin takviyesi kullanmadan önce mutlaka tam kan sayımı yaptırması ve sonuçları bir uzmanla değerlendirmesi önerilmektedir.
Yorum Yap
Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın
Giriş Yap